KIYAFET BALOSU …!!!! Nostalji…
Güneşli bir sabah eşimle birlikte,Konya altı plajının minik renkli çakıl taşlarının üzerine şöyle keyifle uzanıp,masmavi gökyüzünde birkaç martının peşi sıra gezinirken,güneş iyiden iyiye yüzümü yakıyordu..
Vücudumun gevşediğini ,göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettiğim anda; heyecanla bana doğru koşan Semra’ya,
Ne oluyor?
Ne bu telaş? Bu koşuşturma!” Diye sorduğum da ,”Akşam kıyafet balosu var,çabuk hazırlan sen, İstanbul efendisi olacaksın.” dedi..
Hemen siyah yelekli bir takım elbise,kösteği yelek cebinden aşağılara süzülen antik bir saat,siyah rugan ayakkabılarla birlikte beyaz tozluklar,bir de fes bulup saçların şakak kısımlarını pudra ile aklaştırarak ,pek tabii ki elimde de (Üsküdar’a gider iken mizanseninde kullandığım ) sedef kakma ahşap başlı şemsiye ile görüntü bütünüyle tamamlandı…
İşte karşınızda dört dörtlük filinta gibi bir İstanbul efendisi durmakta..
Diğer arkadaşlar ise ”falcı, dilenci,doktor, deli, Romalı Sezar,dansöz v.s.”gibi çeşitli tiplemelere bürünmüşlerdi..
Balonun yapılacağı mekan ise Konyaaltı Orta Gazino idi..
Antalya’lıların yaz günlerini hep birlikte geçirdiği unutulmaz günlerin yaşandığı,her gencin yüreğinin bir kenarında küçücük de olsa sahille ilgili bir anısının bulunduğu, her hatırlanış da şöyle yürekten insana ah..!! Ahhh lar çektiren Konyaaltı’nın namı değer orta gazinosu..
O birbirinden özel ,birbirinden güzel ilginç hikayeleri ile bin dokuz yüz yetmişli yılların başında,sahilin ele avuca sığmayan hareketli gençleri olarak bir dolu sosyal aktiviteler,değişik görsel performans lar tasarlar,bu projelerimizi yaz tatili boyunca hayata geçirmeye çalışırdık..
Bu kıyafet balosu da yaz tatili için Antalya’ya gelen bir kız arkadaşın fikriydi,benim son anda haberim olmuştu..
Daha önceleri “ dans yarışmaları,voleybol maçları,yüzme yarışları.” gibi etkinlikler yapmıştık bu uzun yaz günlerinde..
Bu gece orta gazinodaki kıyafet balosu etkinliklerine bütün Konyaaltı sakinleri davetliydi..
Giriş bedava..!!
Zaten kendi akrabalarımız yeteri kadar gazinoyu doldurmuştu,diğer meraklı misafirler yer bulamasalar da sahilde çakılların üzerine oturuyorlardı..
Gecenin müzikleri de kendimiz yapıyorduk.
Aramızda enstrüman çalan yetenekli arkadaşlar vardı.
Bateri,akordiyon,gitar,mızıka ve diğer vurmalı ritim sazları ile müziğimiz de kendi öz malımızdı..
Mehtap, körfezin üzerinde binlerce voltluk bir spot gibi sahili boydan boya aydınlatırken, koyu kurşuni Bey dağlarının silueti,Ak Deniz’in koynuna sokuldukça yavaştan kayboluyordu..
Sıcak yaz gecesinde,gündüzden yanmış narin tenlerin bronzluğu,akşamın siyahlığında tiril tiril beyaz giysiler içinde hemen kendini gösteriyor,renkli gözlü hoş kızlar çok uzaklardan da olsa seçilebiliyordu..
Orta gazino tıklım tıklım yazlıkçılarla dolmuştu .
Artık gece başlıyordu..
Müzik hafiften çalarken, ortada ayrılan podyumda sırası gelen yarışmacı,(kıyafet yarışması) bir tur atıyor, maharetini sergileyip tekrar kulise dönüyordu..
Saatler ilerleyip gece yarısını gösterdiğinde bütün herkes hareketli müzik eşliğinde kendinden geçmiş, çılgınca dans edip eğleniyordu..
Ben takım elbiseler içinde bir hayli zor anlar yaşamaktaydım..
Terimin ensemden sırtıma doğru yavaş yavaş süzüldüğünü ve aşağılara indiğini ,hissediyordum..
Hemen her gece yarısından sonra,alabildiğine yosun kokusu yoğunlaşır sahilde..
Hafif bir serinlik olur bu saatlerde, kıyının en güzel zamanıdır şimdi.
Artık gecenin sonu yaklaşmıştır, şöyle bir baktığımda bir kenarda dilenci kılığındaki arkadaş,çakıllara diz çökmüş gizlice yuvarladığı şarap kadehlerini geri iade etmekte,falcı kız hala birilerini evlendirip boşamakta, doktorun kendi tansiyonu aşırı sıcak ve yorgunluktan tavan yapmış vaziyette,dansöz kız bir başına ha babam kıvırmakta ve İstanbul efendisi hala önünde yürümekte olan zarif hanımefendinin mendilini yere atmasını beklemektedir..
Güzel geçen bir gecenin sonunda,yorgun bitkin bir vaziyette sahildeki bildik,tanıdık çakılların üzerine uzanıp uzun uzun yıldızları seyrettim doyasıya..
Her biri birbirinden çok uzaklarda kendi başlarına yapayalnız parıldayıp duruyorlardı..
Birden aklıma yıllardır bu güzellikleri paylaştığım, her yaz aylarca beraber bir dolu maceraya kucak açtığımız arkadaşlarım geldi..
Bizler de yüksek öğrenim için birbirimizden ayrılıp kim bilir nerelere gidecektik?
Bizde başka şehirlerde bu yalnız yıldızlar gibi birbirimizden uzaklarda bir başımıza böyle yapayalnız ışıldayıp durabilecekmiydik.?
Kimbilir.?
Belki de sönecekti kimilerinin ışığı,kaybolup gidecekti yıllar içersinde bir daha görünmemecesine…!!
Birden ne olduğunu anlamadan sarsılarak uyandım.!
Eşim, “Hadi geç kalıyoruz akşam olmak üzere dalıp gitmişsin herhalde” diyerek beni uyardı..
Haklıydı..
Bu efsane plajın minik renkli çakılları,hiç yabancısı olmadığım dalga sesleri,beni alıp yıllar öncesine ,gençlik arkadaşlarıma,her sabah buluştuğumuz Konyaaltı’nda ki orta gazinoya götürüvermişti, hem de o unutulmaz geceye,”KIYAFET BALOSUNA…!!”
1969 Konyaaltı
HÜSAM KURAL








